Sayın takipçimiz merhaba,
Size biraz bizi, anlatmak ve tanıtmak istiyoruz. Çünkü burası yalnızca konaklayacağınız bir yer değil, yıllardır biriken deneyimlerin , anıların, hayallerin ve emeğin devam eden bir hikâyesidir.
Belki hikâyemize şöyle başlamalı:
Bir varmış, bir yokmuş…
1924 yılında babaannemiz 16 yaşında Girit adasından Cunda Adasına mübadil olarak getiriliyor. Daha sonra dedemle hayatlarını birleştiriyor her ikiside çok çalışkan ileri görüşlü bir kişiliğe sahiplerdi. Koparıldıkları topraklardan sonra Cunda adasında tutunmaya çalışan zorlu yeni bir yaşam mücadelesi ile başlayanlar bir hikaye.
Babaannem ve dedem , tarım işleri , zeytincilik ve zeytinyağı fabrikası işletmeciliği gibi işleri yapmışlar.
Sonra 1960 lı yıllarda bir tesadüf eseri Cunda adasında ilk konaklamalı turizme adım atmışlar.
onun da Hikayesi şöyle;
O yıllarda Cunda adasında turizmle ilgili hiç bir şey yokmuş. Cunda adası Ayvalık' dan tamamen kopuk tam bir ada hüviyetindeymiş. Ayvalık'dan Cunda'ya geçiş iki şekilde yapılıyormuş belli saatlerde çalışan sal veya yelkenli tekneler ile mümkünmüş.
Ankara'lı bir aile Cunda adasının mistik havasına kapılarak Ayvalık'a giden son tekneyi de kaçırmışlar.
Şimdi ne yaparız paniniğine kapılmışlarken tesadüfen dedem de oradan geçiyormuş sakin olun bu gece bizim misafirimiz olursunuz demiş onlarda çaresizlikten kabul etmişler. Bu durum bizimkilerin hoşuna gitmiş ve işte o yıllarda 1960'larda yatılı turizm işine girmişler Cunda'da ilk Altay pansiyonu açmışlar.
Belki de Cunda’daki turizmin ilk adımlarından biri tam o anda atılıyor.
Sonrasında kendi evinde yıllarca pansiyon işletiyor: Altay Butik Pansiyon. Hem yaşam alanı hem misafirlerini ağırladığı yuvası oluyor burası. Sevgiyle, emekle büyüyen bir hikâye…
Daha sonra bir oğlu oluyor: İzzet.
Hayal kurmayı bilen, düşündüğü şeyleri gerçeğe dönüştürme gücü olan, üretmeyi seven bir insan… Ve hayatını; zevki, estetik bakışı ve ince ruhuyla her şeye dokunan çok özel bir kadınla birleştiriyor. İşte onlar bizim annemiz ve babamız.
Bize kalan miras yalnızca binalar değil; bir bakış açısı, bir yaşam kültürü ve duygularla inşa edilmiş bir dünya oldu.
Yarattıkları her şeyi kendi elleriyle, büyük emeklerle ve sayısız zorluğun içinden geçerek ortaya çıkardılar.
Aslında yapmak istedikleri şey bir binadan fazlasıydı; yaşanmışlıkların, sanatın, anıların ve ruhun hissedildiği bir yaşam alanı yaratmaktı.
Bu yolculuk ilk olarak İna Cunda Art Otel ile başladı.
Bugün ise bu ruh İna Cunda Life içinde yaşamaya devam ediyor.
Biz de şimdi bu hikâyeyi sürdüren yeni kuşağız.
Geçmişten bize kalan bu emeği, sevgiyi ve ruhu koruyup yaşatabilmek için elimizden geleni yapıyoruz.
Ana düsturumuz ''amatör ruh profesyonel işletme '' bundan asla hiçbir zaman ödün vermeyeceğiz.
Umarız burada geçireceğiniz zaman boyunca siz de bu hikâyenin bir parçasını hissedersiniz.
Konaklamanızın size huzur, keyif ve güzel anılar bırakmasını dileriz.
Fikret Altay & İsmet Özyılmaz